En Düşük Emekli Aylığı Artışı: Şimdi Ne Olacak?
Türkiye’de emekliler için önemli bir gelişme yaşandı: “En düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükseltildi!” Yapılan zammın oranı da belli; %18,48. Bu haber herkesi sevindirse de gerçekte durum maalesef bu şekilde değil. Çünkü asıl mesele zammın miktarı değil, bu parayı kimlerin alacağıdır.
AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler’in açıklamasına göre; 16.881 TL alan yaklaşık 4 milyon 11 bin emekli, yeni düzenleme ile birlikte 20 bin liralık tabanın içine dahil edilecek ve bu sayı 4 milyon 917 bine yükselecek. Peki bu artışı gerçekten kimler hissedecek?
Öncelikle şu soruyu sormalıyız:
Bu 20 bin liralık “en düşük emekli aylığı” kime gelecek?
Cevap açık: Sadece tam aylık almaya hak kazanan sınırlı sayıdaki emekliye. Türkiye’de milyonlarca dul ve yetim için açıklanan bu rakam, ulaşılabilir bir maaş değil.
Kamuoyuna sunulan “en düşük emekli aylığı” tanımı, oranlı aylık alanları içermiyor. Dul ve yetim aylıkları, vefat eden sigortalının maaşına belirli oranlarda bağlanır. Bu nedenle bu grupların 20 bin lirayı tam olarak alması sistematik olarak mümkün değil. Bugün ortalama olarak dul aylıkları yaklaşık 15 bin lira civarında kalırken, yetim aylıkları 7-8 bin lira bandında yer almaktadır. Yani milyonlarca insan için 20 bin lira, gelir değil, yalnızca istatistiklerde yer alan bir üst limit.
Burada bir başka adaletsizlik daha karşımıza çıkıyor. En düşük emekli aylığına %6,29 oranında refah payı eklenirken, daha çok prim ödeyen, daha uzun süre çalışan emekliler sadece %12,19’luk enflasyon farkıyla yetinmek zorunda bırakılmıştır. Sormalıyız: Daha fazla prim ödeyenin daha az zam alması hangi sosyal devlet anlayışıyla örtüşüyor?
Refah payı, prim adaletini bozan bir araç haline gelmiş durumda. Emeklilik sistemi, çalışmayı ve yüksek prim ödemeyi ödüllendirmek yerine, eşitleyip ama yoksullaştıran bir yapıya sürükleniyor.
Tüm bunlar olurken temel ekonomik gerçekler göz ardı ediliyor. Türkiye’de açlık sınırı yaklaşık 30 bin lira, yoksulluk sınırı ise 90 bin lira olarak belirlenmiş durumda. Asgari ücret 28.075 TL iken, 20 bin liralık emekli aylığının bir “iyileştirme” olarak sunulması, toplumun zekasıyla dalga geçmek demek.
Fakat sorun sadece emeklilerle sınırlı değil.
Türkiye’de hiçbir sosyal güvencesi olmayan, geliri olmayan 65 yaş üzeri vatandaşlar, 2026 yılına kadar sadece 6.393 TL olan 65 yaş aylığı ile geçinmek zorunda bırakılmış durumda. Bu rakamla kira mı ödenecek, gıda mı alınacak, ilaç mı sağlanacak? Bu sorulara hiçbir cevap verilmiyor.
Bir yanda emekli aylıkları, diğer yanda dul ve yetim maaşları, bir yandan da 65 yaş aylığını alan milyonlarca insan var. Ortak noktaları: Hiçbiri insanca yaşamaya yetecek bir gelire sahip değil.
Refahı rakamlarla anlatmak kolay.
Zor olan, o rakamlarla geçinmeye mahkum edilen insanları görmektir.
Türkiye’nin sorunu zammın oranı değil, adalet sorunudur.
Ve bu adalet, her yeni düzenlemede biraz daha zedeleniyor.