Medya ve uyuşturucu soruşturmaları: Kişi hakları unutuldu mu?

“`html

Medya ve Uyuşturucu Soruşturmaları: Kişisel Haklar Nereye Gitti?

Uyuşturucu soruşturmalarına dair medya haberleri, kamu yararı prensibiyle ne denli bir uyum içinde? Avukat Melike Yüksel, bu süreçte kişilik haklarının sıkça ihlal edildiğine ve bunun da toplumda güven duygusunu önemli ölçüde sarsabileceğine işaret ediyor.

Ayça Söylemez

07.01.2026

Yerli ve yabancı basında yankı bulan uyuşturucu operasyonları, kamuoyunu sıradanlaştırılmış kişisel bilgilere maruz bıraktı. Özel yaşamın sınırlarının göz ardı edildiği bu soruşturmalarda, suç kavramı belirsizleşiyor.

Bu haberlerin ardından başlayan etik tartışmalarında yön bulmak zora girdi. Bir yandan toplumun farklı kesimlerine göre değişen bir “toplumsal ahlak” algısıyla sosyal medya üzerinden linç kampanyaları düzenleniyor. Diğer yandan, uyuşturucu kullandığı iddia edilen bireyler teşhir edilirken, uyuşturucu ticaretinin asıl büyük aktörleri göz ardı ediliyor.

Öncelikle bazı sanatçılar sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonlarla uyuşturucu testine tabi tutulup serbest bırakıldı. Bu süreç, onların araçlardan indirilip hastaneye götürülmesine kadar canlı yayınlarla belgelendi. Ardından, kullandıkları reçeteli ilaçların etken maddeleri kamuoyuna sunuldu.

Son olarak, TMSF’nin kayyım olarak atandığı Habertürk‘ün Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un gözaltına alınması, konunun yeniden manşetlerde yer bulmasına sebep oldu. Aynı süre zarfında “teste götürülen” spiker Ela Rümeysa Cebeci’nin, “devletime güvenip şifresini verdim” ifadesiyle gündeme gelen özel yazışmaları ve videolar, bazı medya kuruluşları tarafından yayımlandı. Bu kayıtların gerçekliği ve soruşturmayla ne kadar bağlantılı olduğu henüz netlik kazanmış değil.

Daha sonra, Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran da aynı soruşturma kapsamındaki testten geçti. Bazı medya mensupları, önceden “önemli bir isim alınacak” diyerek Saran’ı işaret etti. Kulübün taraftarları bu duruma karşı ciddi bir tepki gösterdi.

Kamu Yararı İlkesi ile Kişilik Hakları Arasındaki İnce Çizgi

Bazı gazeteciler, konuyu yalnızca özel hayata dair ayrıntılara indirgerken, diğerleri, ellerindeki bilgileri abartarak veya hikâyeleştirerek sunmayı tercih ediyor. Bazıları ise “kimlerin alınacağını” listeleyerek toplumu yönlendirmeye çalışıyor. Diğer taraftan, bazı gazeteciler habere soğukkanlı bir şekilde yaklaşarak durumu değerlendiriyor.

Bir gazeteci, “soruşturmanın gizliliği vardır, haber yapılmaz” tekrarlamasını yapıyor. Ancak, aslında haber değeri taşıyan konular bulunmaktadır. Örneğin, 10 Ekim saldırısına bağlı bir soruşturmada ortaya çıkan detaylar, kamuoyuyla paylaşılması gereken bilgiler niteliğindedir.

Bu iki uç arasında gerçekten gazetecilik amacını güdenler için rehber, kamu yararı ilkesidir. Ancak kişilik hakları ve kamu yararının sınırlarının çakıştığı durumlarda, çizgi çizmek zorlaşmaktadır; bu gibi durumlarda temel hukuki haklar devreye girmektedir.

Avukat Melike Yüksel ile, henüz şüpheli bile olmayan kişilerin özel yaşamlarına dair unsurların medyaya sızmasını ve bu durumun lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini, hukuka aykırı uygulamaların mevcut olup olmadığını görüştük.

Yüksel, “Son dönemde medyada yer alan uyuşturucu operasyonlarında kişilerin sabahın erken saatlerinde gözaltına alınması, adli tıpa götürülmesi ve bu süreçlerin görüntülenip kamuoyuna aktarılması, ilk izlenimde uyuşturucuyla mücadele gibi görünse de, ceza muhakemesi hukuku açısından ciddi usul ve hak ihlalleri içeriyor” uyarısında bulundu.

Buna ek olarak, uygulamaların hem CMK’ya hem de soruşturmanın gizliliğine aykırı olduğunu belirtiyor. “Yeterli şüphe bulunmayan şahısların, yalnızca duyumlarla evlerinden alınarak gözaltına alınması, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen yakalama ve gözaltı tedbirlerinin istisnai niteliğine aykırıdır,” diyen Yüksel, “Birey savcılık aracılığıyla davet edilerek ifade vermeye çağrılabilir; zorunlu bir durum olmaksızın sabahın erken saatlerinde ev baskınına maruz kalması, ölçülülük ilkesini ihlal eder.” açıklamasında bulundu.

Uyuşturucu soruşturmalarında, bazı medya kuruluşlarının yalnızca savcılığın dosyasında bulunması gereken birçok görüntüyü paylaştığı gözlemlenmiştir. Yüksel, bu paylaşımların da soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiğine dikkat çekiyor. “Adli tıp süreci ve test sonuçlarının görüntülerinin basına verilmesi, soruşturmanın gizliliği ilkesine açıkça karşıdır. Bu ilkenin amacı, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını korumaktır; zira yapılan soruşturmalar sonunda dava açılmayabilir veya açılması durumunda beraatla sonuçlanabilir” diyor Yüksel. “Soruşturma aşamasında bireylerin toplum gözünde damgalanması, geri dönüşü olmayan zararlara yol açar. Nitekim TCK’nın 285. maddesi gereğince, soruşturmanın gizliliğini ihlal edenler 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır,” diye ekledi.

“Toplumsal Güven Duygusu Zedeleniyor”

Avukat Yüksel, kişisel verilerin “haber” olarak yayımlanmasının doğurabileceği hukuki sonuçları ise şöyle açıkladı: “Şüphelilerin görüntüleri, sağlık raporları ve test sonuçlarının basında yer alması, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde ifşasıdır. Bu durum hem ceza hukuku açısından suç teşkil etmekte hem de tazminat hukuku çerçevesinde kişilik haklarına yönelik bir saldırı iddiası doğurmaktadır.”

Ancak Yüksel’e göre tüm bunların ötesinde, bu tür uygulamalar toplumsal algıda “herkesin özel alanının ve kişisel güvenliğinin tehdit altında olduğu” düşüncesini güçlendiriyor. “Ceza muhakemesi süreçleri, güç gösterisi ya da kamu manipülasyonu amacı taşımadan, somut delillere dayalı ve dikkatle kullanılmalıdır. Aksi takdirde hukuk devleti ilkesi zedelenir, keyfî uygulama riski artar ve toplumsal güven duygusu zayıflar” diyor Yüksel ve ekliyor: “Uyuşturucuyla mücadele, devletin görevi olsa da yöntem hukuk dışına çıktığında amaç aşılıyor ve temel haklar tehlikeye giriyor.”

Etiketler: ela rümeysa cebeci, kamu yararı, medya etiği, medya ve hukuk, mehmet akif ersoy

“`